NAMAZIN TANIMI
Namaz kalbin; niyet, huşu ve teslimiyeti, lisanın; kıraat (Kur’an okuma), dua, tesbih ve zikri, bedenin; kıyam (ayakta durma), rükû, secde ve ka’desiyle (oturuşuyla), hem kalben hem lisânen hem de bedenen kendine mahsus olan bir düzenle edâ edilerek, kulu Rabbiyle baş başa bırakan, onu doğrudan Allah’a yönelten, yani tekbirle başlayıp selâmla tamamlanan bir ibadettir.
Farsça olan “namaz” kelimesi arapçadaki “salât” kelimesinin karşılığıdır.
Lügatta; dua, övgü, ibadet etme, af dileme ve yalvarma anlamlarında olan “salât”, fıkıh literatüründe; İslamın beş temel şartından biri (kelime-i şehadetten sonra ilki) olup, kıyam, kıraat, rükû, secde ve son oturuş gibi kendine mahsus rükünleri ile ayrıca vacip ve sünnet olan fiil ve zikirleri de bulunan özel bir ibadettir.
NAMAZIN İTİKADİ HÜKMÜ
İslam hukukuna göre; kendisinde farziyyet (farz olma) şartları (akıl, buluğ, İslam ve hayız ve nifas olmama) bulunan kişinin bir gün bir gecede beş vakit namaz kılmasının farz olduğunu inkâr eden müslüman dinden çıkmış olur. (Küfrüne, dinden çıktığına hüküm verilir).
Beş vakit namazın farz olduğuna inanıp, hiçbir meşru özrü (farz olma şartlarının eksikliği) olmadığı halde, tembellik ve ihmâlkârlık sebebiyle kılmayan kişi küfre düşmez. Yani namazın farz olduğunu inkâr eden (itikaden terk eden) kâfir olur, fakat farz olduğunu tasdik ettiği halde kılmayan (amelen terk eden) kâfir olmaz, ancak muhakkak yapması gereken bir ibadeti yapmadığı için haram işleyerek, asi ve günahkâr olur.

NAMAZIN AMELİ HÜKMÜ
Beş vakit namazın farziyyet şartlarını bulunduran her insanın, bu namazları edâ etmesi, kılması farzdır. Terkine asla cevaz yoktur. Bu şartlardan birisi eksik olmadıkça, namazı terk eden (tembellik ve ihmal sebebiyle) asla mazur ve masum kabul edilemez.
Namazı edâ eden kişi, dünyada zimmetinden borcu düşürür. Ahirette de Allah’ın (cc) rızasına ve mükâfatına nail olur.
NAMAZIN İSLAM DİNİNDEKİ YERİ VE ÖNEMİ
İslam dininin temeli, rüknü olan iman esaslarından sonra, İslam’ın en önemli ana direkleri, namaz, zekat, oruç ve hacdır. Nitekim İslam’ın beş şey üzerine bina edildiğini bildiren hadis-i şerifte; Allah’a (cc) ve Resulüne imandan sonra sırasıyla
namaz, zekat, oruç ve hac zikredilmiştir. Bu ibadetler içinde farz kılınan ilk ibadet namaz olduğu gibi ahirette ilk olarak hesabı sorulacak olan da namazdır.
Bir bina, direkleri ve duvarları sağlam olsa bile temeli sağlam olmadıkça ayakta kalamayacağı gibi, İslam’ın temellerini oluşturan iman esasları da sağlam olmadıkça ana direkler hükmünde olan namaz, zekât, oruç ve hac ayrıca diğer farz ve vacipler ile haramlar ve helâllere riayet etmek hiçbir şey ifade etmez. Temel mesabesindeki imanın olmaması hepsini geçersiz kılar. Fakat iman esaslarına inanmakta bir problem olmazsa; bir ibadetin yapılmaması diğerinin iptalini veya fasit olmasını gerektirmez. Edâ edilen ibadet muteber olur. Fakat namazın İslam dininde çok özel bir yeri vardır. Şöyle ki; Allah Teâlâ: “Namazı dosdoğru kıl. Çünkü namaz fuhuşattan (hayâsızlık) ve dinde olmayan şeylerden korur. Allah’ı (cc) zikretmek elbette en büyük ibadettir. Allah yaptıklarınızı biliyor.” buyurmaktadır. Yani müminin dinde olmayan yasakları, haramları terk etmesinde, hayâlı ve edepli olmasında “namaz” büyük bir etkendir. Ancak mümin namazını ne kadar doğru kılarsa, onun zahirî ve bâtıni şartlarına ne kadar riayet ederse; namaz da kendisini o derece korur.
Nitekim Allah Resulü (aleyhisselam); “Ya Rabbi menfaat vermeyen namazdan sana sığınırım.” diye dua ettiğinde, “Hangi namaz menfaat vermez?” diye sorulmuş, O da; “Sahibinin ahlâkını düzeltmeyen namaz.” buyurmuştur. “Allah’ın (cellecelaluhu) en çok sevdiği amel hangisidir?” diye sorulduğunda, “Vaktinde kılınan namazdır, ” buyurmuş, “kıyamet gününde kulun ilk olarak namazdan hesaba çekileceğini” bildirmiştir. Yine namazın önemine binâen “Gözüm, namazda aydın kılındı,” buyurmuş, “Kul Rabbine en yakın secde edici olduğundadır.” buyurarak namazın Allah-u Teâlâ katındaki kıymetini ifade etmiştir.
NAMAZI TERK EDENLERİN DÜNYEVİ ve UHREVÎ DURUMLARI
Namaz kılmayanların uhrevi cezaları hakkında, Allah Teala: “Onlardan (peygamberlerden) sonra yerlerine öyle bir nesil geldi ki onlar, namazı zayi ettiler ve nefislerinin arzularına ta bi oldular, yakında “gayya” ya atılacaklar” buyurmaktadır.
İslam dininde en önemli farz olup, terki haram ve fasıklık olan beş vakit namaz, “mükellef olan her müslümanın kılması gerektiğine inanmak” farz olduğu için bu bakımdan “imandandır.”
Namaz kılmayan kişinin şer’i bir mâzereti yoksa ya namazın kendisine farz olduğuna, kılması gerektiğine inanmadığı için, ya da namazın farz olduğuna, kılması gerektiğine inandığı halde sadece tembelliği ve ihmalkârlığı sebebiyle, namaz kılmamaktadır!
Farziyyeti (farz olduğu), kat’i (kesin) delillerle (Kur’an-ı Kerim, sünnet ve icmayla) sabit olan, beş vakit namazın farz olduğunu inkâr edip, kılmayı gereksiz gören kişi, İslam hukukuna göre dinden çıkarak kâfir olur. İslamın diğer hükümlerini tasdik etse bile, namazın farz olduğunu tasdik etmedikçe, dünyevi hükümlerde kâfir muamelesine tabi tutulur. Yani bir müslümana verilmesi gereken yükümlülükler kendisine verilmediği gibi, bir müslümanın sahip olduğu haklara da sahip olamaz. Namazı inkâr edenin uhrevî durumu ise; diğer kâfirlerde olduğu gibi, cehennem azabına duçar olmaktır. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de; “Cennettekiler cehennem ehline sorarlar: ‘Sizi Sakar’a (cehenneme) götüren nedir?’ Onlarda: ‘Biz namaz kılanlardan değildik.’ derler. ” buyrulmaktadır.
Farz olduğuna, gerekliliğine ve önemine inandığı halde, şer’i bir mâzereti olmaksızın, ihmalkârlık ve tembellik sebebiyle namazı terk eden, kılmayan müslümanlara gelince; bunlar büyük günah işleyen fasık kişilerdir. İslam hukukuna göre namaz kılıncaya kadar hapsedilirler.
Hulâsa namazın farz olduğunu tasdik ettiği halde ihmâlkârlık ve tembellik sebebiyle kılmayan kişiler kâfir olmaz. Fakat kâfir namaz kılmaz! Müslüman namaz kılar! Çünkü İslam namazlı bir din, müslüman namazlı bir kişidir (olmalıdır). (1)
NAMAZI İHMALKÂRLIK SEBEBİYLE TERK EDENLER HAKKINDA HADİS-İ ŞERİFLER
Ukbe b. Amir’den (radiyallahu anh) şöyle nakledilmiştir: “Ben Resulüllah (sav)’den; “Benim ümmetimden kitap ehli ile süt ehli helak olacaktır.” diye duydum ve ona sordum: “Ya Resulüllah! Kitap ehli kim- dir?” O da cevaben: “İman etmiş kişilerle (haktan saptırmakta) mücadele etmek için, Kur’an’ı öğrenecek bir topluluktur.” buyurdu. Ben yine sordum: “Süt ehli kimdir?” Allah Resulü: “Nefsanî arzularının peşinde koşanlar ve namazı zayi edenlerdir.” buyurdu. (2)
Bir hadis-i şerifte; “Namazı kasten terk etmeyin! Kim namazı kasten terk ederse, Allah’ın ve Resulünün himayesinden uzak olur!” buyrulmuştur. (3)
Unutma! Ölüm uyanıkken karşında, uykudayken yastığının altında!
4) Mülteka Tercümesi cild 1, Namaz Faslı
5) H. Asuman Karamustafaoğlu, Namazın Önemi ve Hükümleri
6) Nûru’l Îzâh Tercümesi, Namaz Faslı