
Neden Siyer Öğrenmeliyiz?
Siyer bir dinamik, bir ruhtur. Ayet-i Kerîmede;
‘وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْاِنْسَ اِلَّا لِيَعْبُدُونِ ‘
“Ben, insanları ve cinleri ancak bana kulluk etsinler diye yarattım” Zâriyât/56.
Allah’a kul olmak için yaratılmış bizler, nasıl kul olacağımızı bilmek, bu kulluk görevini yerine getirebilmek için, bu vazifeyi en güzel şekilde yaşamış birini rol model edinmeye ihtiyaç duyarız. Ancak Siyer kronolojik sıralamalardan ibaret sanmak bize sadece bilgi katar. Derinlikle incelenmiş, hayata katmak için okunmuş, sadece bilgiye değil ahlaka bir şeyler katmak için başvurulmuş bir Siyer, bizi Efendimizin (صلي الله عليه و سلم) ve ashâbının nadide şahsiyetleri üzerinden yaratılış amacımız olan kulluğu içselleştirmeye, yaşamaya götürür.
İnsan acziyeti gereği görmeye, örnek almaya muhtaçtır. Bilinir ki Kabil kardeşi Hâbil’in nâaşını toprağa gömmeyi bir kargadan görerek öğrenebilmiştir. Bunun için dahi, bir örneğe ihtiyaç duyan ve içinde potansiyel bir Firavun, bir Kâbil taşıyan insanoğlunun bu nefisle beraber, bu mühim vazifeyi yerine getirebilmesi için pek tabi ki bir yapana şahit olmaya, yapılabilir olduğunu görüp duymaya ihtiyacı vardır.
Hayatın iniş çıkışlarında, hastalıkta sağlıkta, yokluk veya varlıkta ‘abd’ olma çizgisinde kalmanın yolu, abd olmayı sultanlığa tercih etmiş, bunu en büyük şeref kabul etmiş Efendimiz’i Muhammed Mustafa’yı (صلي الله عليه وسلم) tanımak ve en önemlisi sevmektir. Ve Siyeri mühim kılan en önemli faydası ise, Efendimiz’i sevmeye açılan kapının anahtarı olmasıdır.
Zira muhabbet mârifete tabidir. İnsan tanımadığı birini sevemez, sevdiğini zannetse bile bu geçici ve yüzeyseldir.
Dikkat edersek hayatımızda en sevdiklerimiz genel olarak hep yakınlarımızdır. Anne babamız, kardeşlerimiz, yıllarla yoğrulmuş dostluklarımız. Onları kusurlarıyla, yanlışlarıyla severiz. Çünkü en iyi onları tanırız, sevgimiz ve onların bize karşı olan sevgisi, insanlık payı olarak yapılmış hataları örter. Gerçek sevgi ve gerçekten sevmek her şeyi ile kabulü beraberinde getirir.
Peki bir Zât düşünün ki, yerler gökler uğruna yaratılmış. Kendisi bu Kudretin en sevdiği zât, Habîbi…
Size karşı hiç bir hatası yok, hiç bir mahcubiyeti yok. Size hiç bir borcu yok. Buna rağmen bir ömür boyu sizi düşünmüş, sizi sevmiş, Size kederlenip size ağlamış. “Ümmetim, ümmetim…”
Ve size bu dünyanın sonunda O olmasa asla ulaşamayacağınız bir güzelliğin yolunu bırakmış. Cennet…
Bir düşünsek böyle birini nasıl severiz, nasıl sevmeliyiz? İşte Siyer bu sevgiye ulaşmanın yoludur.
Sevene dağlar yol
Sevmeyene yollar dağ olurmuş.
Bu dünya yolunu kulluk şuuruyla yürümenin, nefse kanmadan, dünyaya aldanmadan tamamlamanın en afiyetle yolu; O’nu ﷺ hakkıyla sevmektir. Sevince kula mahsus emirler de, yasaklar da kolaylaşır. Rabbim kul olmak, ayağı prangalı kölesi olmak lezzet verir insana. O’nu ﷺ hakkıyla sevmeden yol zor, zoru başarsa da insan makul değil. Ayet ve hadislerde bildirildiği üzere O ﷺ bize canımızdan daha sevgili olmadan imanımız kamil olmayacak. Üstadımız Hacı Mahmud Ustaosmanoğlu (قُدِّسَ سِرُّهُ) Hazretlerimizin;
“Ey Muhammed ﷺ ümmeti, terk eyleme sünneti. Vallahi Muhammedsiz ﷺ vermiyorlar Cenneti.” buyuruğunda ne incelikler saklıdır. Sünneti olmadan ulaşılamayan Cennete sevgisi olmadan nasıl gireriz dahası bunu hangi yüzle isteriz?
Bu yüzden Siyer öğrenmenin amacı tarih bilmek değildir, tarihleri öğrenmek Siyer dersinin olağan akışıdır. Ancak amacı, Varlık Nurunu ﷺ tanıyarak, severek mü'mince bir şahsiyete bürünmektir.
Rabbimiz İki cihan güneşi Rasûlullah ﷺ Efendimizi hakkıyla sevmeyi, sünnetine tabi olmayı biz aciz kullarını lutfuyla ikrâm eylesin .
Allahumme amin.