DUASI ÇAĞLAR AŞAN ANNE HÜMA HATUN
Bursa, Muradiye Külliyesi…
Gece simsiyah örtüsüne bürünmüş, sabaha doğru ilerlerken, kuşların cıvıltıları gönülleri neşelendiriyordu. Hüma hatun da kendini bu muazzam huzura kaptırıvermişti.
Ta ki yüzüne çarpan soğuk esinti hayallerinin ortasına girinceye dek. Birden şöyle dedi:
“Böylesine güzel havada bu soğuk esinti ancak Bizans surlarından gelir.”
Konstantiniyye, gecenin siyahında tüm gözleri üzerine çekerek parıldayan ay gibi hayal ettiği şeyleri de ışıltıyordu adeta Hüma Hatun’un.
Karnındaki evladına doğru koydu elini tüm hayallerini gerçekleştireceği ümidiyle.
Kostantiniyye’yi fethetecek bir evlat yetiştirmeyi hedefleyen yalnızca Hüma Hatun değildi. Osmanlı’nın tüm hanım sultanları bu şerefe mazhar olmak isterlerdi. Zira Konstantiniyye, kendisini fethedenle müjdelenmiş büyük bir yerdi
Ne buyurmuştu Gönüllerin Efendisi Aleyhissalatü Vesselam;
لَتُفْتَحَنَّ القُسْطَنْطِينِيَّةُ، فَلَنِعْمَ الأَمِيرُ أَمِيرُهَا، وَلَنِعْمَ الجَيْشُ ذَلِكَ الجَيْشُ
“Konstantiniyye elbette fethedilecektir. Onu fetheden kumandan ne güzel kumandan, onu fetheden asker ne güzel askerdir.”
Hüma Hatun bu müjdeyi aklına getirdikten sonra sanki söyle seslendi göklere doğru:
”Şu gecenin karanlığını aydınlatan ay misali, sende küffarın karanlığını İslam’ın nuruyla aydınlatasın Ey Oğul!
Nasıl ki bu simsiyah örtü ayın ışığını örtemiyorsa, küffar da İslam’ın nurunu örtemeyecek Allah’ın izniyle.”
Şefkatli kollar arasında yetişen çocuk, bu sığındığı kolları ömrü boyunca hisseder. Büyük işlere adım atan insanlar, bu sığındığı kolların desteğiyle gelmiştir o yollara.
Böylesine güzel hayallerden sonra gözüne uyku girmedi de evine girdi. Tüm hacetleri gideren en büyük sevgiliye halini izah etmek istedi.
Serdi seccadesini, gönlünü, hiçbir yere sığmayıp yalnız mü’min kulunun kalbine sığan Rahman’a verdi.
Ve sanki şöyle istekte bulundu Rabb’inden:
”Ey hacetleri ziyadesiyle gideren, bilen Rabbim! Benim hacetimi bilirsin ki, şu karnımdaki evladın Efendimiz aleyhissalatu vesselamın müjdesine nail olan biri olmasını arzularım. Zulmün baş gösterdiği şu zamanda, İslam’ı senin izninle dünyaya hakim kılmasını temenni ederim. Sen hacetimi kabul buyur Ya Rab!” dedi ve yavrusuna bakarak daldı ufuklara.
Ve bu bakış, onu 21 sene sonra meydana gelecek fethin aydınlığına taşıyordu.
Gerçekten de bu fetih, tüm dünyayı aydınlatacak, küfür üzere olanları islamiyetle şereflendirecekti.
İşte bir annenin evladına bakışı bu olmalı.
Bir bakış ki; ardından nice fetihlere sebep olsun. Muhabbetiyle gönlünü kuşatsın, şefkatiyle varlığını hissettirsin.
Bir bakışla başlar demek ki her şey.
Bakıştan sevgi hasıl olur zira. Gönülden, gönüle yol akar.
Rahman büyük sevgiyi insanın içine nakşetmiştir. İnsan, hayatta bu sevgiyle yükselir.
“Ben, seni kelime-i tevhidlerle sallıyorum, sen de Bizans surlarını sallayacaksın!”
Nice annelerin seher vakitlerinde seccadelerini ıslatarak ettiği dualar vardır; işte o dualardan biri de Osmanlı’nın hanım sultanlarından Hatice Âlime Sultan nam-ı diğer Hüma Hatun…
Hüma, cennet kuşu ve devlet kuşu gibi manalara gelir. Konduğu yere zenginlik ve huzur getirdiğine inanılan efsanevi Hüma kuşu misali, Osmanlı’ya saadeti getiren kıymetli bir anneydi. II. Murat Han’la evlenerek büyük bir devlete vesile olacaktı. Dünyanın en şerefli fethini gerçekleştirecek olan büyük fatih onun kollarında yetiştirecekti.

Tarihte 29 kez kuşatılan fakat kapıları bir türlü açılamayan İstanbul’un fethi, Hüma Hatun’un evladı Fatih Sultan Mehmet’e nasip olacaktı.
30 Mart 1432, Edirne Sarayı… Yeni doğan şehzâdenin beşiğinin başında, Osmanlı’nın ulu çınarlarından II. Murat Han ve mânevî izini sürdüğü bir velî, yan yana durmaktadırlar. II. Murat Han, hep içini kemirip duran arzusunu yineler:
”-Duâ edin… Fetih, ellerimizle müyesser ola… Konstantiniyye’de Osmanlı sancağının dalgalanışını göreyim.”
Velî, aydınlık çehresiyle, beşikteki şehzâdeye dönerek şunları söyler:
“-İstanbul’un alınışını sen göremeyeceksin, Sultanım… Ben de göremeyeceğim, ama bu beşikteki şehzâde görecek, bir de bizim bu köse…”
Konuşturan Allah, konuşan Hacı Bayram-ı Velî Hazretleriydi. “Bizim Köse” dediği ise, İstanbul’un mânevî fatihi olacak olan Akşemseddin Hazretleri.
Bu manevi müjdeyi alan Hüma Hatun, evladına vereceği eğitimin onun ilerideki adımlarını şekillendireceğinin farkındaydı. Aldığı bu müjdeden ötürü evladının eğitimine daha da hassasiyet göstermeye başladı. Zira bembeyaz karın üzerindeki siyah bir ayak izi göze batardı.
Her birimiz de geleceğin fatihlerini yetiştirmeye birer aday olduğumuzdan bakın Hüma Hatun ne gibi öğütler vermiş bizlere…
Kendisine ”Fatih Sultan Mehmed’i nasıl yetiştirdiniz?” diye sorulduğunda cevabı kısadır:
”-Mehmed’i emzirmeye başlarken hep Yasin suresini okurdum. O hep Yasin suresini dinleyerek büyümüştür.”
O, Kuran-ı Kerim’le beslediği evladının, şimdi fetih kalelerini açmasını bekliyordu.
Anneler…
Gönlü sevdalı, yüreği yangın, umutlarımızı merhamet sularıyla büyütecek en kıymetli değerlerimiz. Evlatların ilk limanıdır anneler.
Ve yine annelerdir evlatların gönül yuvaları. İslam’ın sevgisini küçüklükten inşa ederler evlatlarının gönüllerine, zihinlerine.
Hûmâ Hatun, Mehmed’ine daha beşikteyken fetih şuurunu aşılıyordu.
Kulaklarına bu müjdeye dair güzel sözler fısıldıyordu. Ve beşiğinin başında hep şunları söylüyordu.
”-Ben, seni kelime-i tevhidlerle sallıyorum, sen de Bizans surlarını sallayacaksın!”
Onun nasıl bir kalbî kıvamla bu fethi istediğini, koca Fatih Mehmet Han’ın kendi dilinden aktaracağımız şu sözlerden çok net bir şekilde anlamak mümkündür:
”Biz, İstanbul’u ona hükmetmek için değil, onun damarlarına taze kan pompalamak için fethedeceğiz. Yılan nasıl gömlek değiştirirse rahatlar ve kendini zinde hissedecek, biz de Konstantiniyye’ye yeni bir gömlek hediye edecek, orada bir insanlık bahçesi vücuda getireceğiz. Beşeriyetin yanlış adreslerde aradığı çözümün, bu şehirde bulunacağını göstereceğiz.”

Değil mi ki Peygamber Efendimiz; “İstanbul, muhakkak fetholunacaktır…” diye ötelerden haber vermiş ve onu fethedenleri mübarek dilleriyle övmüştür; bir peygamber sözünün bizim sözlerimiz gibi yalnızca dünyevî, yani sathî bir anlamı kat’iyyen olamaz. O, bir şeyin olacağını haber veriyor, hedef gösteriyorsa muhakkak ki, onun bilinen ve görünenden çok ötede bir mânâsı vardır. O mânâ nedir, bunu çözmemiz şart.”
İnsanlığı kurtarmak için yola çıkıyordu Mehmed Han… Kılıcını da bunun için kuşanıyordu. Fethin başka hangi sebebi olabilirdi ki? O, bu hararetli konuşmasını yaparken orada bulunan Akşemseddin Hazretleri heyecanla, şu sözlerle bu muhteşem tabloyu tamamladı:
”-Mekke, fethin gülüydü. İstanbul ise gülün fethi olacaktır. Kalplerin fethi, kalelerin fethinden çok daha üstündür.”
Dünyada söz sahibi olan bir devletin başına 18 yaşında geçirilen bir insandan bahsediyoruz. Bugünün şartlarına baktığımızda bunun ne kadar da imkansız olduğunu görebilmekteyiz. Bu demek oluyor ki Fatih’in sahip olduğu şeyler, annesi ve babası tarafından o denli hassasiyetle işlenmiş ki, karşımıza bu yaşta dahi, muazzam bir lider örneği ortaya konuyor.
Anne ve babanın muhabbet birliği çocuğun istikbalinde ve istikametinde büyük bir rol oynuyor. Ebeveynlerin en güzel sanatı, çocuğundaki yetenekleri güzel yönlendirmektir.
Hüma Hatun evladında gördüğü cesareti, zekayı ve kuvvetli enerjiyi hep İslam’ın yayılmasına ve galip gelmesine yardım hususunda yönlendirdi.
Şiddet göstermeden, kuvvet sahibi olabilmek; güçsüzlüğe düşmeden, merhamet ve şefkat sahibi olabilmekti asıl mesele.
Annesinin şiddetle arzu ettiği isteği, kabul olundu Rahman tarafından. Ve şahit olmuştur ki tarih, Fatih Sultan küffara karşı annesinin duası ölçüsünde muamelede bulundu.
Sözün özü;
Evladına abdestsiz dokunmaktan haya eden annenin, gül kokulu peygamberin müjdesiyle şereflenen evladı. İnsanlığın kurtuluşunda büyük önem arzeden Cihan padişahı.
Her şey annelerin ellerinden başlıyor.
Zulmü büyüten de İslamiyeti yükselten sultanları yetiştiren de siz annelerin elleri.
Demek ki önce gönüllere samimiyet kaleleri dikiliyor, sonra o kalelerden yetişenler de İslamiyet kalelerini dikiyor.
Hüma Hatun’un şu sözleri de bizim gönlümüzde birer dikili kale olsun;
”Evladım ben seni kelime-i tevhidlerle sallıyorum, sen de Bizans surlarını sallayacaksın.”
Sizler de küfrün kalelerini sallayacak birer fatihler yetiştirmek istemez misiniz?
Hüma hatunlardan birisi olabilmek duasıyla…